• 0312 436 34 34

Meme Kanseri

Meme kanseri genellikle üreme döneminde tanı alan bir kanserdir. Kanserin evresinden bağımsız olarak on yıllık sağkalımı %86’dır.  Kanserin prognozunu etkileyen en temel faktör tümörün evresi ve tümör hücrelerinin özellikleridir (hormon bağımlı olup olmama gibi).  Kanser tedavisinin yumurtalık üzerinden oluşturacağı hasar ise kullanılan kemoterapi ve endokrin tedavisi, hastanın yaşı ve yumurtalık rezervine bağlıdır.  Kemoterapi rejimleri içinde, geçici veya kalıcı yumurtalık hasarına sebep olma ihtimali en yüksek olan alkilleyici ilaçlardır (siklofosfamid).  Siklofosfamid tedavisi gören bir kadında yumurtalık hasarı oluşma ihtimali kullanmayan bir kadına göre 4 kat daha fazladır. 1  Karboplatin ve sisplatin de olumsuz etkisi olabilir.  Metoteraksat ve fluororacil kısırlığa sebep olma ihtimali düşüktür.  Yeni tedavi ajanlarından olan taksan’ların kullanımı konusunda ise veriler yeterince net değildir.  Meme kanserinde standart radyoterapinin üreme fonksiyonları üzerine etkisi, kemoterapiye kıyasla çok daha önemsizdir.
Standart endokrin tedavi, Tamoksifen, hormon reseptör pozitif meme kanserlerinde, en az 5 sene kullanılan ve yumurtalıklara direk zarar vermeyen bir tedavidir. Nitekim, unutulmaması gereken şey, endokrin tedavinin uzun sürmesi, hastanın yaşının ilerlemesine ve yumurta rezervinin yaşla daha da azalmasına yol açacağından, tedavi bitiminde gebe kalmak zorlaşabilir. Meme kanseri tedavisi sonrasında, bazı kadınların adet görmeye devam ettiği veya kesilen adetlerin yeniden kendiliğinden başladığı biliniyor olsa da, adetin varlığı veya yokluğu, hastanın üreme fonksiyonlarının göstergesi değildir. Bazı adet gören kadınlar gebe kalamadığı gibi, bazı kadınlar adet göremediği halde gebe kalabilmektedir. 2  Buna ek olarak, kemoterapi sonrası yumurtalık fonksiyonları korunabilmiş olan kadınların, tedavi bitiminden itibaren 2 yıl süre ile gebe kalmaları, kanserin bu sürede tekrarlama riski yüksek olduğundan önerilmemektedir. 3  Dolayısıyla, meme kanserinde üremenin korunması, riskin düşük olduğu durumlarda bile öncelikli tercih olmalıdır.

Üremenin korunmasının getirebileceği riskler

Folikül uyarılması ve yumurta toplanması ile ilgili riskler: Kanser tedavisine başlanmadan yapılması gereken bu tedavi ve işlemin meme kanseri tedavisini geciktirebileceği düşünülebilir. Meme kanseri tedavisinde çoğunlukla böyle bir risk söz konusu değildir çünkü teşhisten tedaviye veya cerrahiden kemoterapiye geçen süre üremenin korunması için yeterli uzunluktadır.  Eğer hasta teşhisten hemen sonra uygun bir merkeze yönlendirilirse folikül uyarılması ve yumurta toplama işlemi iki kez bile yapılabilir.

Yumurtalık dokusunun saklanması ile ilgili riskler: Partneri olmayan, çok genç hastalar bu yönteme uygun adaylardır.  Yumurtalık dokusunun dondurulup saklanması için laparoskopi (anahtar deliği kadar açıklıklarından karın bölgesine girilerek yapılan ‘kapalı’ ameliyat yöntemi) gereklidir. Laparoskopik ameliyatın riski düşüktür.

İleri evre meme kanserlerinde (örn; evre 4 lobüler kanserde) teorik olarak, tümör hücreleri yumurtalık dokusunda da bulunabilir ve saklanan dokunun tedavi sonrası nakil edilmesi kanserin tekrarlamasına sebep olabilir. 4  Böyle bir durumda yumurtalık dokusunun saklanmasının yarar ve zararları göz önünde bulundurularak karar verilmeli ve sadece bu konuda deneyimli merkezler tarafindan yapilmalidir. Meme kanseri için genetik eğilimi olan bazı hastalarda (BRCA-1/BRCA-2 mutasyon pozitifliği), hayat boyu yumurtalık kanseri geliştirme ihtimalleri %15-56’dır. Bu hastalarda saklanıp yeniden nakledilen yumurtalık dokusu, hastanın çocuk istemi tamamlandıktan sonra yeniden çıkarılmalıdır.

Hormonal uyarının getirdiği riskler: Teorik olarak, hormon bağımlı tümörlerde yüksek doz hormonal uyarıya bağlı tümör hücre miktarının artma riski olsa da bu teorinin lehinde veya alehinde bir kanıt mevcut değildir. Nitekim, şu sebeplerden dolayı hormonal uyarının tümörü etkilemesi çok olası görünmemektedir:
1. Hormonal uyarı olarak verilen aromataz inhibitörleri veya Tamoksifen aynı zamanda meme kanserindeki hormal tedavide de kullanılan ajanlardır, serumdaki östrojen seviyesini yükseltirler.
2. Östrojen sevyesi sadece uyarı boyunca yüksek kalır (ortalama bir hafta)
3. Teşhisten tedaviye kadar geçen sürede (uyarının uygulandığı aralık) hasta adet görmeye devam eder. Adet gören bir kadında doğal olarak östrojen sevyesi adetin belirli dönemlerinde zaten yükselecektir.

Hormonal uyarı ile kanserin kötüleşebileceğine dair hiçbir kanıt bulunmasa da, hormon bağımlı tümörlerde uyarı gerektirmeyen yumurta dokusunun çıkarılıp saklanması seçeneği düşünülebilir.

GnRH agonistlerinin getirdiği riskler: GnRH agonistleri, östrojen üretimini azaltarak meme kanseri kemoterapisinin yumurtalık üzerine yaptığı hasarı azaltmak için verilen bir tedavidir. Etkinliği tartışmalıdır. Koruyucu etkisi konusunda kanıtlar sınırlı olduğu kadar östrojen sevyesinin düşürmesi ile hormon bağımlı tümörlerde kemoterapinin etkisini azaltmaya yönelik bir etkisi olup olmayacağı da soru işaretidir. Çalışmalar kemoterapinin etkinliğini azaltma ihtimalinin zayıf olduğunu göstermektedir.


REFERENCES
1 Meirow, D. and D. Nugent, The effects of radiotherapy and chemotherapy on female reproduction. Hum Reprod Update, 2001. 7(6): p. 535-43.
2 Ruddy, K.P., A., The unique reproductive concerns of young women with breast cancer., in Reproductive health and cancer in adolescents and young adults. Advances in experimental medicine and biology, G.V.S. Quinn, Editor. 2012, Springer: The Netherlands. p. 77–87.
3 Lawrenz, B., et al., Pregnancy after breast cancer: case report and review of the literature. Arch Gynecol Obstet, 2011. 283(4): p. 837-43.
4 Bailey, A.P., & Guinsburg, E.S., Fertility preservation options for females, in Reproductive health and cancer in adolescents and young adults. Advances in experimental medicine and biology, G. Quinn, & Vadaparampil, S, Editor. 2012, Springer: Netherlands. p. 9–28.

Bu makale hakkında yorum/mesaj yaz